Dünyamın Yaş Değiştirme Törenine Dair
Seneler seneleri kovalarken berberler tellal iken bir
varmışlar ile bir yokmuşlar aslında yokmuşken tüm masalların gerçek olduğuna
çocuklar bile inanmazken; Çinde depremler olurken, Şevket Süreya dergi
çıkarırken, Süveyş Kanalı serbest kalırken ve daha onlarca şey olurken Miladi
takvime göre yılın 23. Gününde ve arkasından gelecek 342 günün önünde. Onlarcası
doğmuş, onlarcası veda etmiş şu fani hayata. Ta ki 1995 yılına dek.
Üsküdar’da bir meddah belki kahvehanede eski zamanları
anlatıyor, Beyoğlu’nda plakçılar vitrinlerine yeni gelen kasetleri diziyor,
Beşiktaş’ta sahilde yürüyen bir çift, sisin arasından belli belirsiz görünen
Kız Kulesi’ne bakarak hayaller kuruyormuş.
İstanbul, 23 Ocak 1995'te yine kendi masalını anlatıyormuş;
kimi sisler ardında, kimi gökyüzüne yazılmış yıldız haritalarında… Ancak ne ben
biliyordum ne de bir başkası bilebilirdi aslında asıl masalın İstanbul
olmadığını.
Asıl masal, benim masalım. Anlatmaya kalksam anlatamayacağım,
dinlemeye kalksam dayanamayacağım heyecandan, sadece yaşayadığım ve yaşayacğım o güzel masalın başlangıcıymış yılın 23. Günü
95 yılının.
Bir varmışlar ile bir yokmuşlar birbirine girmişken, sadece
varlar kalmış sevgilim. Çünkü artık sen varmışsın. Sen bundan sonra var
olacakmışsın ve bilmeden bilemeden, görmeden göremeden bir masal yazmışsın.
Kendi masalını bana yazmışsın sevgilim.
Yazdığın masal o kadar büyümüş ki sığamaz olmuş kitaplara,
defterlere ve zamanı gelmiş bana okumanın. Ne güzel olmuş ki zamanı gelmiş.
Kitaplara sığmaz, defterlerden taşan bu masal ân olmuş bir
küçük masada iki tane çokomel kağıdına sığar olmuş, Ne iyi etmişiz ki o
kağıtları düzeltmişiz yazgımızı düzeltircesine, hayatımızı düz edercesine. Daha
önce de söyledim sevgilim seninle ben yan yana olursak daha kimse düzeltemez o
çokomel kağıdını biz gibi. Seninle ben biz olursak kimseler sığdıramaz o
çokomel kağıtlarına o masalı. O masal ki seni bana getiren, o masal ki hayatını
hayatım yapmana sebep olan. Söylesene sevgilim kim anlatabilir ki bundan sonra
böylesine bir masal? Hangi masal anası okuyabilir böylesine olanı? Sen en güzel
masalların da en güzelisin sevgilim
Ocağın 23’ünde gökten yağan kar tanelerinden biriymişsin
meğer sevgilim; eşsiz ve nadide, en
güzeliymişsin… Gökten gelip yeryüzüne, bana konmuşsun sevgilim. Kar tanesi gibi
parlayan gözlerin içimi parlatırken, her gün yeniden başladığına şükrettiğim
günlerime vesile olurken, her renk, ses, bambaşka gelirken… Dünyanın amansız
telaşı içinde insanlar her yerden her yere pervasızca koşarken ben senin
yanında durmuşum, sen benim yanımda durmuşsun. Sen o durmalarında en güzelisin
sevgilim.
İçimizde filizlenen o ağacın dalları uzadı sevgilim, kocaman
bir ağaç oldu aşkımız. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür diyen şaire karşı
çıkarak ama aynı zamanda katılarak bir ağaç gibi tek olduk ve bir ağaç gibi
yeşillere büründük. Sen o yemyeşil ağaçların dallarında açan en güzel
çiçeklerinin de en güzelisin sevgilim. Seninleyken her anımız bahar her yanımız
bahar bahçe sevgilim.
Bir minibüs giderken belirli bir yerden bir başka yere
tıngır mıngır ne kadar yavaş olabilirse o kadar. Nerden bilebilirdim ki o
yavaşlığın içinde kalmayı hep dileyeceğimi. Sen sakın unutma sevgilim.
Yollarımız karla, sisle örtülü olsa da, seninle yürüdüğüm her adımda, evrenin
en güzel melodileri fısıldanır kulağıma. Biz nerde ne şekilde olursak olalım
her zaman dönüp dolaşıp o minibüsün en arka koltuğunda oturmuş olacağız
sevgilim. Sen bazen hiç izlemediğin yollara dalacaksın ben senden ayırmayacağım
gözlerimi. Kulağıma fısıldanan melodiler ile geleceğim sana. Sen o melodilerin
de en güzelisin sevgilim.
Seninle olmak sevgilim seninle olabilmek bu dünyada. Gözleri
görmeyen birine tüm renklerin bahşedilmesi gibi, duymayan birine dünyanın en
güzel şarkısını dinletebilmek gibi. Sen geldin bana yaşamın tüm renklerini
bahşettin, yazılamayacak şarkılar çaldırdın içimde. Sen bu dünyada var olan tüm
güzelliklerin de en güzelisin sevgilim.
Bugün gelen yaşının bizim hayatımızdaki ilk yaşın olmasının
verdiği heyecanla ve huzurla; iyi ki doğdun sevgilim, iyi ki doğdun eski
nişanlım ve iyi ki doğdun canım eşim. Günlerinin her biri doğduğun gün kadar
kutlu olsun e mi …
Martılar, Galata’dan Üsküdar’a süzülen vapurların izini
takip ederek, sisin içinde kaybolup tekrar tekrar belirirken sen sakın unutma
sevgilim:
“Bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
Yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-Haydi iç de çay koyayım.”


0 Comments :
Yorum Gönder